Miraç kandiliniz mubarek olsun

Mevlana ve Hacı Bektaş-ı Veli

Adamın biri, kötü yoldan kazandığı parayla bir inek satın almış. Sonra yaptığından pişman olmuş. İyi birşey yapmak için ineği Hacı Bektaş-ı Veli’nin dergahına bağışlamak istemiş. O zamanlar dergahlar aşevi görevi de görüyormuş. Gitmiş Hacı Bektaş-ı Veli’ye danışmış. Hacı Bektaş-ı Veli, “helal değil” diye ineği geri çevirmiş. Bunun üzerine Mevlana dergahına gitmiş. Mevlana hediyeyi kabul etmiş. Adam daha önce Hacı Bektaş-ı Veli’nin bu ineği kabul etmediğini söylemiş. Mevlana’ya bunun sebebini sormuş. Mevlana, “Biz bir karga isek, Haci Bektaş-ı Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden biz senin hediyeni kabul ederiz. Ama o kabul etmeyebilir” demiş.
Adam üşenmemiş kalkmış Hacı Bektaş-ı Veli’nin dergahına gitmiş. Hacı Bektaş-ı Veli’ye” Mevlana’nın kurbanı kabul ettiğini söylemiş. Bunun sebebini bir de siz açıklarmısınız? diye sormuş. Hacı Bektaş-ı Veli de şöyle söylemiş,”bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana’nın gönlü okyanus gibidir”. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir.
Ama onun engin gönlü kirlenmez. Onun için, hediyeni kabul etmiştir.”

Birbirlerini yermeyen, kırmayan…Dostlarının sözlerini iyiye yoran, yücelten…Böylesine bilge insanlar nerede şimdi?..

SEVDİĞİNİ SÖYLE

SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZİN etrafındaki dostluk ve sevgi halkası gün ve gün büyüyordu. İnsanlar birbirlerini sanki yeniden tanıyorlarmış ve yeniden görüyorlarmış gibi içten duygularla seviyorlardı. Bir gün, sohbet meclisine gelen bir insan, Son Peygamber’e, kendisine karşı çok sevgi beslediği coşkun hisler içinde olduğu bir arkadaşından bahsetti.

Peygamber Aleyhisselam ona:

“Sevdiğini söylediğin kardeşinin, senin onun hakkındaki bu duygularından haberi var mı, bunları biliyor mu?’ diye sordu.

Genç, “Hayır bilmiyor” deyince, Peygamberimiz ona şöyle bir nasihatte bulundu:

“Öyleyse hemen onun yanına git, bu sevginden haberdar et ve onu da sevindir.”

Göz çukuru

Halinden yoksul olduğu anlaşılan bir adam, deniz kenarında oltayla balık tutuyordu. Tesadüfen oradan geçmekte olan ülkenin padişahı bu

gariban adamla ilgilendi ve ona, “Oltana ben burada iken ilk takılan şey ne olursa sana onun ağırlığınca altın vereceğim” dedi. Biraz sonra oltaya takıla takıla ortası delik bir kemik takıldı. Hükümdar balıkçıya, “Ne yapalım, şansın bu kadar, oltana ağır bir şey takılmadı” diyerek alıp sarayına götürdü. Saraya varınca adamlarına, balıkçıya elindeki kemiğin ağırlığınca altın vermelerini emretti. Kemiği terazinin kefesine koydular, öbür kefesine de altın koymaya başladılar.  Beş, on, yirmi, elli diyerek altınları koydular ama kemik yerinden oynamıyordu. Görünüşte dört beş altını zor tartar göründüğü halde, tahminlerin on misli üzerinde altın koydular kemik bana mısın demedi.  Altını doldurmaya devam ettiler, terazinin kefesi doldu taştı ama kemik tarafı yerinden kımıldamıyordu.  Bunda bir sır olduğunu anladılar.  Bir bilgeyi çağırıp bu sırrın ne olduğunu sordular.  Bilge kemiği eline alıp şöyle bir baktıktan sonra şu açıklamada bulundu: ”Bu kemik açgözlü bir insanın göz çukurudur.  Siz bunu tartmak için bütün hazineyi koysanız yine yerinden oynamaz çünkü doymaz.

Ama bir avuç toprak bunu doyurur”

Nitekim bir avuç toprak alıp terazinin kefesine koydu ve kemik yukarı kalkıverdi..

Kıssadan hisse(örümcek ağı)

Dünya hayatında hep kötülük işleyen bir adamı

ölünce cehennem kapısında bir melek karşıladı.

Melek adama şöyle seslendi:

“Hayatta iken tek bir gün bile birisine
iyilik yaptıysan buraya girmeyeceksin. “
Günahkar adam uzun süre düşündükten sonra,
bir keresinde ormanda gördüğü örümceği hatırladı.
Balta girmemiş ormanda yürürken önüne
bir örümcek ağı çıkmıştı. Adam ağı bozmamak
ve örümceği ezmemek için o gün yolunu değiştirmişti.
Heyecan içinde o günü meleğe anlattı.
Melek adama gülümsedi ve ardından elini şaklattı.
Gökten bir örümcek ağı inmişti.
Adam bu ağa tutunarak cennete girebilecekti.
Adam neşe içinde ağa tırmanırken cehennemden bazıları da
bu ağa tutunarak cennete gitmeye çalıştılar.
Ama adam ağın o kadar çok insanı taşımayacağından
korkarak onları itmeye başladı.
Tam o sırada ağ gerçekten koptu ve diğerleri ile
birlikte adam da cehenneme düştü.
“Yazık” dedi melek.
“Bencilliğin, hayatında işlediğin tek iyiyi de kötülüğe döndürdü.
O insanlara şefkat gösterebilseydin eğer,
ağın herkesi taşıyabileceğini de görecektin.”

”YAŞAMIN ÖRÜMCEK AĞINI ÖREN İNSANIN KENDİSİ DEĞİLDİR.
O, BU AĞDA SADECE BİR TELDİR VEBU AĞA YAPTIĞI KATKIYI
ASLINDA KENDİ YAŞAMINA YAPMAKTADIR…..